Saturday, 29 January 2011

Çıplak bir köşe




    Yüzündeki hafif sert ifade ve kaşlarının kızar gibi duruşu aslında onun tabii yapısı. Ne çok güzel ne de çok çirkin bir yüz üzerinde, zedelenen ruh dünyasını korumaya çalışan acemi bir asker ifadesi; yıllar geçtikçe dahada belirginleştirmişti dünyaya bakışının ana hatlarını.Konuşmasına ve hatta mimiklerine de bulaşan öfkeden arta kalmış gibi ifadelerde, estetik aramak üzüntü verici bir hüzne dönüşebilir karşısında izlerken onu. Paramparça olmuş bir yıkımdır ve üstelik tekrar tekrar yıkılmıştır her umut taşlarının ikincisine gelmeden. Biraz kısa boyu, kendince güzel ve kadınsı olmayan vücudunun, kendine has bir duruşu vardır her ayrıntısında. Yürürken eğer düşünceler içerisindeyse genellikle yere bakar ya da buluşacağı kişiye yaklaştıysa utangaç gülümsemesi ile başını bazen karşısındakine, bazen yere, sağa ya da soldaki bir şeye çevirir; sonra tekrar, o kişiye çevirilen bakışları, azalan gülümsemesi ile yeniden doğar. Olmadık nesnelere metafizik anlamlar yüklerken tüm iç yıkıntılarının içinden bulup çıkardığı güzele dair eserleri vardır. Genelde en mutlu anında ya da anlarında çıkardığı bu eserler, mutsuz bir geçmişin provasıdır. Nietzsche ile arkadaşlığı çok eskiye dayanmaz belki, ama yaşamın karamsar yorumu ile aslında çok eskiden beri tanışıyorlardır. İnanç en sevdiği kelimedir. İnandığı cılız ince bir dalda olsa eğer gelecekten uzatılmışsa, daldan sadece elini tutmasını ister kopup kırılcağının farkında bile olsa. O kadar geç kalınmıştır ki beklide onun için hayat, bu yüzden en kestirme yollar onundur. Onundur ama acı verir kestirme yollar. Bedelini büyük ister.

    Kahverengi saçlarını uzun zamandır boyamadığından beri yeşil gözleri belkide daha az fark edilir oldu bu aralar. Ama gülüşü özgünlüğe ulaştığında geride bıraktığı tüm yaraların kocaman bir silgi ile silindiğini fark edersiniz. Parlayan gözlerinin, bir bebeğin sevimliliğine dönüşen yumuşak yüzhatlarının sıkılası yanaklarını tamamladığı küçük çenesiyle, yaramazlığına doymak bilmez küçük bir kız oluverir aniden. Mutluluğun kendisine tanıdığı bu şımarık ödül öpülmeye muhtaç olduğunu her karede adeta haykırırken, her seferinde geri çekilerek oyununu oynar mutluluğunun devamında.Ta ki soluk ve soğuk yüzlü gardiyanın sislerin ardından aniden çıkagelmesi ile hatırlarken mutluluğun ona sonradan verildiğini; perdelerin bir bahar sabahı odanın heryerine tutunmuş güneşi acımasızca dışarı atışı ile son bulur gökyüzü özlemleri. Ve o ise kışa dönmüş dünyasının çıplak bir köşesinde gözyaşlarıyla bulur kendini...

0 comments:

Post a Comment