Sunday, 13 February 2011

Hayat bulanıklaşırken



    Bir akşam... Neredeyse dayanamayacaktı. Eski botları, lacivert pantolonu, hayatı sevgiden başka önemli kılmadığının hüznüydü. Eski botlarını hatırlıyorum... Kıştı, yağmur ve rüzgar alabildiğine öfkeliyken o koşuyordu... Tüm mutluluğunun tamamlanmış haliyle koşuyordu. Yüzü gülümsemeli ve elleri sıcaktı. Sığıncak bir yer bulduğunda ise yeni bir evi olmuş gibi sevinmişti. Eski botları ağlamaklıydı, ıslaktı...

    Bir akşam... Neredeyse dayanamıcaktı. Güneşten, bulutlardan, gökyüzünden ve beceriksiz çocukluğundan vazgeçtirmişken hayat; o çığlıklarla ağlıyordu sonu beklerken. Yapacak hiçbir şey yok dedi belkide kendine. Mutlulukları ona kocaman bir borçla verilmeşti ve şimdi o, tüm bunların hesabını ödüyordu. Sadece bir akşamdı... Ellerinde kalan umut taşlarının neredeyse tamamı dökülmüşken, bir de buz gibi bir hançer indiverdi en sevdiği ellerine...


    Hayat bulanıklaşır sesler bir hayalet edasıyla kaçışırken, tarihin akışı belirir o tanıdık ve umarsız içe işleyen yüzünde.

0 comments:

Post a Comment