Wednesday, 14 December 2011

(Tiyatro) Günlük Müstehcen Sırlar



Beğendiğim oyunlar dizisi...


    Broşürü elime aldığımda, yönetmenin sır gibi sakladığı ve içimde diğerlerinden farklı bir merak uyandırmaya başlayan oyunla karşı karşıyaydık. Yönetmen, Şili'li yazar Marco antonio de la PARRA'nın oyununu sahneye koymuştu. Bir yerde Şili dendiğinde herhalde hepimizin aklına gelen bir kaç olgu vardır: Allende, Pinochet, Neruda, victor jara, CIA gibi tarihin önemli bir dönemi ve sonrasında yaşanan restorasyon... Ama nedense benim aklıma o an bunlar değil, daha Post modern kavramlar düşmüştü. Oyun başladığında hoş bir komediye girdiğimi; performans ve oyunculuğunda yerinde olduğunu düşünmüştüm. Nitekim de öyleydi... Lakin sadece bunlarla bitmedi. Sahneler ilerledikçe komedinin altında yaşanan konuşmalar ve tartışmalar bir yandan güldürürken bir yandan da tarihin iki büyük isminin felsefi, psikolojik ve sosyolojik tartışmalarının karşısında olduğumuzu anladık. Bunlar: Marks ve Frued. Sahnedeki karakterler sıra dışı kişilikleriyle bu iki ismin reenkarnasyon ya da eski savunucuları imiş izlenimini uyandırırken; zaman zaman kendi kişiliklerine dönen zaman zaman da Marks ve Frued kişiliklerine geçerek birbirleriyle zıtlaşan, kavga eden, birbirlerine büyüklük taslayan, sarılan, barışan sonra tekrar kavga eden ve birbirlerini öldürmeye çalışan ama en nihayetinde bir elmanın iki yarısı olma kaçınılmazlığının kabululüne varan geniş lakin kesik kesik tartışmalarla süren beklenmedik bir oyundu, Günlük müstehcen sırlar.


    Felsefi zemin üzerine kurulmuş bu heyecanlandırıcı komedi, sonuna kadar sakladığı ve izleyicilerini ters köşeye yatırdığı büyük (zaman zaman küçük) sırrın, oyunun çarpıcı bir biçimde bitmesine ve bütünlüğünü oluşturmasına sebep oluyor. Sırrın ne olduğunu tabiki söylemeyeceğim. Çünkü izlemeyenler için sır olarak kalmaya devam etmeli. İyi seyirler.

0 comments:

Post a Comment