Thursday, 19 January 2012

(Tiyatro) Sezuan'ın İyi İnsanı



Beğendiğim oyunlar dizisi...




    "Herşey yolunda"


Yukarıdaki cümle kalacak yer arayan biri kör, biri sağır ve biri de tekerlekli sandalyede olan beyazlar içindeki üç Tanrı'ya ait.


Yoksulluğu, insanlıktan çıkışı, zenginliği, zenginleşmeyi, yasaları, ahlakı, aşkı, erkek ve kadını bu kadar güzel işlemesine şaşmamalı Bertol Brecht'in.


Fakir bir semtte geçen öyküde, insanı inanılmaz çelişkilere sokan yazar, olayları alışılmışın dışında algıları ters köşelere yatırarak iyi ve kötü denilen kavramları yeniden, en başından sorgulatmaya en ruhsuz bedenlerin, en ticani kafaların bile içlerinde bir yerlerde taşları oynatmayı başararak üç saatin sonunda hayata, topluma farklı  ya da daha geniş bir pencereden bakma olanağı sunuyor.


Toplumsal olguları kişisel drama sokmanın zor olduğu kanısındayım. Örneğin aşk acısı çeken birinin problemlerini yansıtmak onun iç dünyasını okutmak sermek ne kadar zor olsa da; toplumsal çelişkilerin izleyende yaratacağı bireysel üzüntünün estetik derinliği yaratımı en az onun kadar zor ve büyük bir incelik gerekmektedir.


Tabi ki bir yazarın, sanatçının; sanat, sosyoloji, tarih birikimi ve hayata nereden baktığının önemini biliriz. Lakin tarihe ve insana "Sınıf" perspektifinden bakmak, sanatı o felsefe birikimiyle sunmak, ortaya çıkaracak yapıtın önemini ve derinliğini zorlaştıran fakat başarıldımı da inanılmaz etkiler yaratan bir bütünlük sunmasını kaçınılmaz olarak doğurmaktadır.


Bertol Brecht böyle biridir. Derin sanatı, epik oyunları, insanın gönlünü hoş tutmaya, yatıştırmaya rahatlatmaya yönelik değildir. Yaşanan somut gerçeklikleri toplumsal ve bireysel ikilemde izleyiciye vermeyi başarır.


Oyunda, iyi insanın bir Fahişe olması, yalnızca o kalmış olması, geleneksel ahlakın, ezenden yana aldığı tavıra karşı tokat gibi bir tepkidir.


Tanrı'ların verdiği yüklü parayla bir dükkan açan Fahişe kadın iyiliğini sürdürmeye herkeze yardım etmeye dükkanında barınmalarına izin vermektedir.


Ama yoksulların içinden çıkılmaz fakirlikleri ve bozulan ruhları süreç içerisinde İyi karakteri (Fahişe kadın) başka birine dönüştürmeye itmiştir. Bu dönüşüm Fahişe kadının erkek takım elbiseleri içerisinde bir "İş adamı"na evrilmesidir.


Gittikçe İyi karakter (Fahişe kadın) sönümlenmekte ve yerini Erkek takım elbiseli iş adamına bırakmaktadır.


Açık bir Patriyarkal düzen eleştirisini de içerisine katan oyun elbetteki mutlu sonla bitmiyor. Oyunun bitişi, izleyicileri başlatmaya yönelik bir sorumluluk yükleyerek sağlanıyor.


Oyuncular yüklendiği sorumluluğu taşımak istercesine girdikleri karakter rollerinde kanımca muhteşem başarılı bir oyun sergiliyorlar.


Bertol Brecht'te, Devlet tiyatrolarına ve oyunda emeği geçen tüm sanatçılara teşekkür ediyor ve var olmalarının mutluluğunu taşıyorum.

Tuesday, 17 January 2012

Hrant'a...



 
O çocuğu tanıyorum,



Üç kuruş kazanacağım diye ömrü boyunca çalışan, it gibi köşe başlarında titreyip sonunda hastalıklara yenilen,



Akşamları kahvede ya da mahallesindeki aynı bakışlı arkadaşlarıyla sohpet için toplanıp, kadının cinsel organından üretilen küfrü her kelimenin sonuna ekleyerek uzun uzun ama çok kısa konuşan,



Gündüzleri "Gaza"ya akşamları da porno ya doyamayan.



Sevgiyi, emir etmek, becermek, sahip olmak, iktidar olmak, otorite olmak, yemek yemek ile karıştıran.



Bu yüzdendir ki, sevdiği için kendini parçalarken, ona sahip olduğunda da gözü kayan.



On bir yaşında "büyüğü" tarafından, oyuncak diye "silah" alınan,



Ne için ölüp ne için yaşaması gerektiğine dair "Eğitilen"



Tasmasını otuz yaşına kadar babacı, dayıcı, devletçi, askerci; baba, dayı, devlet, asker tutarken, otuzundan sonra da bayrağı, pardon tasmayı kendi eline alan,



Uğruna şarkılar yazılan,



O Devleti tanıyorum.

Sunday, 15 January 2012

Aşk...









     Bir kelime var mıdır ki, içerisinde iki karşıtlığı da barındırsın? Var mıdır ki öyle bir kelime kalbi ölgünlükle aklı kör karanlıkla suçlasın. Bin yılların tarihi, fırtınalarında gizli. Hiç dinmeyen ateşinde... Bir ordu gibi hektarlarca ormana yayılışında. Ve ele geçirişinde... Yıkılır tüm iktidarlar. Sıcak kana boğulur otorite tek bir kılıç darbesiyle. Ve Tanrı bile tarihin bu en büyük devrimiyle suskunlaşır ve indirir gözlerini.



     Özgürlük ve tutsaklık... Deniz aşırı yolculuklar hayali. Ayırdığı, ateşe verilmiş dünyaya karşılık her damlası çırıl çıplak erinç dolu mavi dünya. Yalnız bir şartı var. Tam sınırda durmadan yükselen kale duvarları. Bir pazarlık bu. Ölümle yapılan bir pazarlık. Bilinen tüm anlamların dışında... Öyle bir ölüm olacaktır ki bu, ne şah verilecek, ne de oyun devam edecektir. Yangın gittikçe yayılır. O yayıldıkça ben yüzümü kaybederm. Ben kaybettikçe de atlaslar sayfa sayfa uçuşur önümde. Ve sonunda tek bir merkezde ateş topuna dönüşürler. Sen... Uzaktan göz göze geliriz. Fakat o çığlık bile atamadan, herşeyin sonu herşeyin başlangıcına dönüşür.



     Kainat susuyor. Bir bahçe... Yemyeşil otlar bitmiş. Bembeyaz bir tavşan göz kamaştıran güneşin altında uslu bir kız gibi sessizce oynuyor. O oynadıkça bahçe genişliyor. Uçsuz bucaksız bir çayıra dönüşüyor. Sonra bir el, dostça omzuma dokunur. Bir doktor... Elini boş koridora uzatarak: “Bu taraftan!” diyor. Kollarımı oynatamıyorum. Bir kaçı da yanımda. Soruyorum sesim kısık ve çatlak: “Burada elinde dondurma küçük bir kız gördünüz mü?” Cevap vermediler. Tekrar soruyorum... Bu taraftan, diyor aynı doktor. Sürükleniyorum. Tekrar soruyorum, “... gördünüz mü?”

Thursday, 5 January 2012

Neyse... (Altzine'de)



Altzine'de yayınlanan "Neyse..." adlı öyküm.