Thursday, 2 February 2012

(Tiyatro) Vahşet Tanrısı




Beğendiğim oyunlar dizisi...




    Dizi oyuncularının varlığından mıdır, aile hayatını işlediğinden midir, yoksa sanatsal kaygıdan mıdır, haftalarca tam dolu oynamasına sebep? Emin değilim ama "Vahşet Tanrısı" kanımca görülmesi gereken derinlikli; içerisinde komedi barındıran, ciddileşen, konuşan, tartışan sonra kavga eden iki birbirine yabancı ailenin ufak bir öyküsü.

    Aileler birbirine yabancı iki "modern" bir ailedir. Oğullarının kavga edip biri diğerini yaralaması sonucu bir araya gelmiş ve anlaşmaya çalışmaktadırlar. Anlaşma süreci aslında öykünün tam da ana göbeği. Çünkü bir araya gelen iki aile, arkasında toplumsal bir tartışmayı da açmış oluyor. Bu tartışma bastırılmış duygulardan, yansıtılan duygulara kadar geniş bir yelpazede gidip gelmektedir.

    Birbirleriyle medeni bir anlaşma noktasıyla başlayan iki ailenin ortak noktada buluşma çabası; zaman ilerledikçe anlaşmazlığa varması, karmaşıklaşması ve hatta zaman zaman vahşileşmeleriyle de devam etmektedir. İki ailenin içtikleri rom ile de gittikçe sarhoş olmaları, aralarındaki vahşileşmelerininde bir sebebi olmaktadır. İçkinin bastırılmış duyguları ortaya çıkarma başarısı aslında tam da vahşileşmelerinin sebebi denemez. Burada iş, ayıkken çözümsüz bir hal alan anlaşma zorlukları, sarhoş olmalarının bir sebebi de diyebiliriz. Yani sarhoşluk çözümsüzlüğün bir sonucu olmaktadır.

    Ama benim en çok ilgimi çeken noktalar, karekterlerin aralarında geçen konu dışı diyalogları idi. Çok başarılı bir şekilde işlenen bu kısa gündelik, fesefi diyalogları, ana konudan bir sapma ya da kayma olarak mı okumak gerekir, yoksa tam tersine ana konunun içersinde, ona dahil bir bütün olarak mı okumak gerekir? Örneğin bir sahnede aile kavramını sorgulayan ufak bir diyalog belki de bize ikinci sorunun cevabına işaret ediyordur. Ya da evlerine misafir ettikleri aileye, ev sahibi kadının yaptığı elmalı ve armutlu kekin tarifi ve bu kekin güzelliği üzerine dönen kısa diyaloglarda birinci sorumuza mı işaret ediyor? (Elma ve armut da ayrı bir tartışmadır)Peki döven çocuğun ailesinden, baba karekterin sürekli cep telefonunun çalması ve sohpeti bozmasına ne demeli? Bence bu direk ikinci soruya işaret.

    Nasıl okunursa okunsun, iki medeni ailenin çocuklarının birbirlerine karşı uyguladığı şiddeti çözme girişimleri ne yazık ki sonuçsuz kalmaktadır. Bu, insanların birbirlerine fazlaca uzak düşmesi, fazlaca yoğun iş tempoları, fazla bireycilik, bastırılmış fazlaca duygular, ilgi alanlarının (ki bu sanat da dahildir) fazlaca içine girilen kapalı bir odada yapılması, belki de bunların hepsi bir medeniyet krizine işarettir. E tabi bunu sorgulayan yazar bir özeleştri bağlamında yapmaktadır. Bize de izlemek, değerlendirmek hatta aklımızın bir köşesinde tutmak ve böyle hoş bir sanat eserinden ruhumuzu estetize etmek kalıyor.

2 comments:

N.Narda said...

Hoş bir tanıtım olmuş. Sayfan da daha dinamik ve iç açıcı :)

gönenç said...

Beğendiğinize sevindim.

Post a Comment