Friday, 23 March 2012

Bir Pandomim Oyunu






    Yıllar evvel davet üzerine Üsküdar şehir tiyatrosunda gerçekleştrilecek bir pandomim oyununa gitmiştim. Oyunu sergileyen Rus asıllı sanatçı, tüm dünyayı gezmekte ve bir çok ülkede de sahne almaktaydı. Oyuncunun Türkiye'li Mim sanatçılarla olan iletişimi sayesinde, buraya, Türkiye'ye de gelmiş, biz de bu güzel fırsatı (şans eseri de olsa) kaçırmamış ve koltuklarımızda yerlerimizi almıştık.

    Oyun farklı farklı bir çok öyküden oluşmaktaydı. Hepsini anlatmayacağım tabi fakat içlerinde bir tanesi vardı ki aklımda hala yer etmektedir. Yukarıda zar zor bulduğum resim ( nekadar kadın da olsa) tam da öykünün görsel ana temasını oluşturmaktadır. Öykü bir tren istasyonun geçiyor. Bir Adam bir şehri ve yaşayanlarını tümüyle geride bırakmak istemektedir. O yüzden bir gece yarısı seferine aldığı biletiyle istasyona gelir ve beklemeye başlar treni. Beklemektedir fakat ilginç bir olaya da tanık olacaktır Adam birazdan. Hatta tanık olmayıp direk kendi yaşayacaktır o olayı. O olay gerçek olabilir miydi? Gerçek olabilirdi. Hiç yaşanmamışta olabilirdi yani bir hayal ya da bir sanrı... Bilemiyorum. O da bilemedi zaten...

    İşte öykü,


    Bir tren istasyonu... Chopin'nin müthiş "Nocturne" eserlerinden biri ( ya da sanırım beethoven'nın Piano Sonata No. 14 in C sharp minor'u idi) ile karanlık sahne başlıyor. Bir ışık, ayaklı boş palto askılığı göstermekte. Ardından Adam elinde tuttuğu bavulu ile sahnede beliriyor. Anlıyoruz ki bir yolculuk olacak; trene binip bıracak geridekileri. Askılığın biraz ötesinde durup bavulunu yere bırakıyor ve beklemeye başlıyor Adam. Etrafı izlemeye koyuluyor. Muhtemelen aklında "gitme"nin buruk acısı, hüznü dolaşmakta. Çalan müzik de ancak buna işaret edebilirdi çünkü. Bırakmak istememekte Adam. Belki deİstemediği ama zorunda olduğu bir yolculuğa çıkmakta. Yapmak zorunda olduğu bu yolculuğa ancak bir kaçış denebilir ki soğuk bir gece yarısı istasyonda öylece trenin gelmesini beklemek, beklememekle ya da beklemeyi istememekle neredeyse eşdeğer olabilmekteydi. Belki de çözümün tüm yollarının sonucunu gitmek fikri ile somutlaştırdığı aklında, yalnızca bir esere bakar gibi izlemekteydi geridekilerini. Ama ne olursa olsun o Adam o istasyonda gitme kararını çoktan vermiş halde beklemekte ve birazdan gelecek olan trene binip belki de vedalaşmasını da gerçekleştirecekti sonunda.

    Ayakta duran boş Palto askılığına takılır gözleri. Henüz oturduğu bavulundan kalkıp yaklaşır palto askılığına. Yaklaşır ve durur. Bakar. Aklına nereden düştüğünü bilmeden hızlıca kendi başındaki fötr şapkayı çıkarıp askılığın en tepesine asıverir. Ardından da üzerindeki paltoyu çıkarıp askılığa giydirir. İzler önce. Uzaklaşır biraz. Sonra tekrar yakınlaşır. Sonra uzatır bir elini. Dokunur. Okşar. Ve diğer elini uzatır... Paltoya sarılıverir aniden. Öylece dururlar. Sonra, hiç yabancı gelmediği bir elin paltodan ona uzanıp sarılışını hisseder. Bir sevdiğinindir belkide o el. Ya da artık sevmediğinin... Sıkıca bir sarılmadır bu. Sırtlar okşanır üzülme der gibi. Ya da gitme der gibi... Sonra palto diğer kolunu da uzatır. İki elle sarılmaktadırlar artık birbirlerine. Kollarının sarış biçimlerini değiştirirler zaman zaman. Bazen sıkı, bazen yumuşak, bazen uzak, bazen yakın, bazen durgun ve dinler halde, bazen de heyecanlı, fırtına dolu...

   Düşer Adam. Tutunur paltonun eteklerine. Yüzünü gömer. Ve ağlar. Sonra durulur. Susar. Yüzünü kaldırır. Ayağa kalkar. Tekrar sarılır. Ve tekrar.

    Trenin siren sesleri duyulur. Adam şaşırır. Geri çekilir. İzler karşısındakini. Dokunur son kez. Ve yavaşça alır paltosunu. İnanamaz. O kadar çok gerçekçiydi ki biraz önce yaşadıkları... Elini geçirir ağır ağır paltosunun kolundan. Kendi elini görünce irkilir hafifçe. Ardından da diğer elini geçirir. İzler kendini üstten. Şapkasına uzanır sonra. Onu da alır; ve başına koyar.

    Tren tüm gürültüsüyle gelmiştir artık. Ama Adam gitmek istemez sanki. Ya da kalmayı... Tren hemen karşısında beklemektedir. Bir karar vermesi gerekmektedir. Ya gidecektir, ya da kalacak... Bekler; düşünür. Aniden uzanır o an da üzerindeki paltosuna; ve çıkarır. Askılığa döner ve koyar üzerine ilk yaptığı gibi. Sonrada şapkasını bırakıverir üzerine. Bavuluna yürür hızlıca. Kavrar eliyle sapını. Doğrulur ve trene yönelip yürümeye başlar. Sonra aniden durur ve geriye uzanır gözleriyle son kez askıda durana doğru. Bakar. İzler bir süre. Ardından Trene döner tekrar. Yürür, hızlanır ve biner sonunda. Biner binmez gürültüyle kalkar tren. Uzaklaşmaktadır artık Adam. Gitmektedir. Son vedasını yapmıştır. Hem de uzun uzun. Belki de kısacıktı. Ama bırakmak istediği her ne ya da kimse, hepsini ve herşeyi, önceden planladığı gibi, bırakarak yapmıştır bunu.




...

0 comments:

Post a Comment