Saturday, 14 April 2012

Bir insanın derdi




    Nedir arkadaş bu insanın derdi? Hayır, öyle, toplum falan deyip de genelle de bir işim yok. İnsan ya! İnsan en fazla bir dir. Nedir arkadaş derdin? “Bir” kişi, sana diyorum, evet. Hiç ses işitmez misin sen? 

    O kadar, yüründü, takla atıldı, sıçrandı, düşüldü, ne bileyim eller ağız kenarlarını kapatıp boğazlar patlatıldı, ya da tuvalet, evet, o kadar tuvalet yapıldı arkadaş. On binlerce yıl bu ya! Kolay mı? On binlerce yıl yapılır mı bu? 

    Hatta s*ktir et onları sevgili insan, O kadar susuldu ya! Uyundu mesela, denizin altında nefes tutuldu, kocaman taş parçalarıyla bile yapıldı bu. Ee? Kocaman gözlerle -ki asla bakmak istemem- ne, ne diyosun yani? Yani, diyorum ki, nedir bu kunduzculuk meselesi?

     Meyve yendi, çiçek yendi, et yendi, ne bileyim böcek bile yendi. Yediğinden bu, kesin bak. Başka ne olabilir ki arkadaş? Kunduzdan gelmediğimize göre?! Anlaşılmıyorsun yani anladın mı? 

    İki kere iki yazan bir kapı görsen ne dersin mesela? İki? Tabiki de üç. Çıldıracağım. Uzak durun. Anladın mı? Uzak dur. Bir insan, bir insandan uzak durabilmeli. Hatta tanımamalı. Hiç hemde. E bu kadar demir yığını varken toprağın altında, tabiki de pusula dikinin doğrultusunu gösterecek. 



0 comments:

Post a Comment