Monday, 28 May 2012

Edip Cansever'in Ölüm Yıldönümü. İyi ki yaşamış, iyi ki yazmışsın...






İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben
İşte şu begonya, işte yalnızlık
İşte su damlacıklarıı, alnımda, kollarımda...
İşte yok oluşumdan doğan kent
Hiçbir yere taşmıyorum, kendime sızıyorum yalnız
Ben dediğim kocaman bir oyuk
Koltuğun üstünde, aynadaki yansıda
Bir oyuk! Sofada, mutfakta, yatağımda
Yaşamayı tersten kolluyorum sanki
Yetişip öne geçiyorum sık sık. Sözgelimi
Bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim
İyi
Bugün pazartesi mi? Kapının, pencerenin durumu
Salıyı gösteriyor.

Monday, 14 May 2012

KAHVERANT




     Karanlık... Ilık bir Ağustos karanlığı; ahşap pencerelerinin arkasında gezinmekte. Kimisi ağız dolusu kahkahalı, kimisi uyuklamaklı, kimisi masaların altında gezinen çocuğundan yorulmuş, yanındakiyle kadınca sohpetli, kimisi dikkatlice olan biteni izlemekli, kimisi oynamaklı, kimisi çalmaklı, kimisi de toplamaklı.

    Metal uygarlıktan uzak mı uzak bir kasaba. Kahverengi kareli gömlekli, ahşap pencereli, taş döşemeli, azınlık şiveli, mas mavi bakışlı, kapkara saçlı, jargonlu, jambonlu, şaraplı, gözlüklü, uzun sakallı, uzun saçlı, eski, küçük bir otelin; sazlı ve gitarlı kahverantı.

    Kireç ışıklı ufak meydanında, birbirlerine yaklaşıp uzaklaşan insanlar. Biri yalnız, ayrı, agresif, somurtkan, ama onun da eğlendiği kesin. Ellerinde tuttuğu erinç dolu bardaklara vurarak eşlik eden iki neşeli, kilolu, mutlu kadın. Bakışları birbirinde, gülüşleri ise heryerde. Pencere kenarında, olan bitenden uzakta bir başka kadın. Çenesine dayadığı avucunun, uçlarından kadınca uzanan emektar parmakları üst dudağına oturmuş; seyir etmekte. Belki de etmemekte; öylece ufak kıpırtılara dalmış, hayata dair genel sorular sormakta. Göğsü meydana değenlerin ağzı kulaklarında, avuç içleri kavuşmakta; sırtı geceye yaslanmışlar ise gölgeli, düşünceli, ılgın. Falsolu notaların arasından acemice geçen bir çocuk yerini boşlarıyla değiştiriyor izmarit dolu kül tablaların. Sazın tellerinde ise, teslim olmuyor halil, kurşun saçıyor; hüzün yazılıyor mahpushanenin duvarlarına; aşılıyor sevgi duvarları; tokuşturuluyor Agop'un meyhanesinde kadehler... Ve bunları yapanlar, düşlerden küçük mü küçük, gece mi gece... Vakti miydi üstelik şimdi tüm bunların, köşedeki yüzünü arayan küçük ayakkabılı, küçük elli, yalnız bir çocuk için...


Notlar:

“Kahverant” uydurduğum bir kelimedir. Kahvehane ile restorantın sınıfsal içeriğinden hareketle, her iki kültürden alınan birer parçanın birleşimiyle ortaya çıkan “kahverant”, vurguyu, bu bir birinden farklı kültürlerin arabesk çakışmasında bulmaktadır.

Yağlı boya, Mehmet güleryüz'ün "Kır eğlencesi" adlı çalışmasıdır.


Uzun Hikaye'de
http://www.uzunhikaye.org/icerik/kahverant-1737





...

Tuesday, 8 May 2012

Vejetaryenliğe Dair (İnsanOkur)



   
    "Hayatınızda en son ne zaman bir alışkanlığınızdan vazgeçtiniz? Üstelik öyle büyük bir bahab anı falan da yaşamadan; yani hayatın günlük akışında, her şey normal ilerlemekteyken, içinizde, tanımlayamadığınız derinliklerinizden bir şeylerin sizi sessizce değiştirmiş olduğunu; -hem de bunu, üzerinden bir süre geçtikten sonra- fark ettiğiniz oldu mu hiç? ..."

İnsanOkur'da
http://www.insanokur.org/?p=37447



...