Tuesday, 18 September 2012

Aylak Adam







Genç adam altına giydiği şortunun önünü iliklerken, yatağının bir metre kadar yakınındaki gülünç derecede küçük yapılmış bir kanepenin üzerinde gelişi güzel bırakıldığı anlaşılan bir kitaba ilişmişti gözleri. O aralar okuduğu kitabın o olduğunu nasıl da unutmuş olabilirdi? Üzerinde Yusuf Atılgan “Aylak adam” yazıyordu. Şortuyla işi bittikten sonra başını diğer tarafa çevirip yatağın üzerinde duran çantasında bir şeyler aramakta olan Genç kadına doğru baktı.”Biliyor musun?” dedi. Genç kadın gereksiz bir şaşkınlıkla aniden Adama doğru kaldırdı başını. Tüm vücudu biraz önceki hareketliliğinden tamamen sıyrılmış ve pür dikkat parlak siyah gözleriyle bakmaya başlamıştı. “Neyi?” dedi. Konuşmalar İngilizce geçiyordu aralarında. Her ikisi de birbirlerinin dillerine yabancıydılar. “Ben bir yazarım...” Genç kadın yüzünü buruşturarak bakışlarını karşısındakinin üzerinde tutmaya devam etti. Anlamadığını ifade ediyordu. Adam “yazar” kelimesini bir kere daha ve yavaşça tekrarladı. Genç kadın yine anlamamıştı. “Ne demek istiyorsun? Anlamıyorum” dedi. Genç adamın aklına o aralar okuduğu kitap geldi. Kitabı kanepeden ustalıkla alıp üzerindeki yazarın ismini işaret ederek anlatmaya çalıştı. Birkaç umutsuz tekrarların ardından Genç kadın sonunda, anladığını söyledi. Gereksiz bir detaydı, belliydi. Kitaba bakmak için yanına kadar gelmişti Genç kadın; şimdi ise yatağın diğer tarafında kalan çantasına doğru yürüyordu. Beline kadar inen saçlarına dalmış gözlerini uyandırarak “Belki...” diye söze girişti Genç adam. Kadın sadece göz ucuyla küçük bir bakış atmıştı o anda. Şimdi ise çantasına varmış ve içerisini tekrar karıştırmakla meşguldu. “Belki...” diye tekrarladı Adam. Kadın doğrulup Adama baktı. “Evet belki?” dedi. “Belki, bir gün, senin de bir hikayeni yazarım...” Genç kadın derin bir nefes alıp verirken saçlarını eliyle özensizce düzeltti ve “Teşekkür ederim” dedi.

Genç Adam, Kadının İngilizceyi onunla yatmak için gelen adamlardan öğrendiğini çok sonra duyacaktı.


Not:  Diğerlerinde olduğu gibi bu da, biraz gerçek, biraz kurgu, biraz süs ve biraz duyuma dayanıyor.


...

7 comments:

N.Narda said...

"Benim adım ebruli, biraz gerçek,biraz rüya, yalanımı sevsinler, yalansız dönmüyor dünya" :)

Yazmanın en güzel yanı da bu bence, istediğini yazabilirsin ve belki hepsi doğrudur ama sen bunlar tamamen kurgu dersen artık öyledir,ya da tam tersi.

Selamlar.

g.kytz said...

Biliyor musun? sen çok tehlikeli birisin :)

denizeyağmur said...

nedensiz ,hikayenin başında ingilizce bilmeyenin erkek tarafı olduğu düşündüm.

ve çoktan bir hikaye yazılmıştı bile.

denizeyağmur said...

siz içinden zor çıkılan hikayeler yazıyorsunuz.
Bana da pes ,hikayedeki her iki kahramanın aslında aynı dili konuştuğunu çok sonra kavradım.:)

g.kytz said...

valla siz daha iyisini bilirisiniz.

N.Narda said...

iliklerken ...ilişmişti gözleri yerine ilişti gözleri desen sanki daha iyi bir başlangıç olacak.
Bir de "birkaç umutsuzca tekrarları" değil, birkaç umutsuzca tekrar"
genç kadım şimdi ise...şimdi ise fazlalık olmuş :p
Kısa bir hikaye için uygun ama içeriğin(hislerin ya da bir hissin) biraz daha yoğun olması gerek, böyle düzenlemeler olursa bu haliyle de bitmiş bir öykü olur bence :))

g.kytz said...

dikkatli eleştirin için teşekkür ederim N.narda. söylediklerini ara ara tekrar dönüp okuyup düşüneceğim.

Post a Comment