Thursday, 27 September 2012

Meraklısına bir hikaye





  Çalıştığı şirkette uygunsuz yakalanınca apar topar evlenme kararı aldılar. Bir kaç hafta geçmemişti ki bir gün parmağında yüzükle geldi yanıma. "Nasılsın?" dedi. Aynı işyerinde çalışıyorduk. Biçimsiz parmaklarına, uzun çabalar sonucu ite kaka sıkıştırılmış gibi duran yüzük parmağındaki alyansı görünce içimden bu konuyla ilgili herhangi bir şey konuşmamak geçmişti. O da adeta saklar haldeydi. Yanıma oturmuş elindeki mp3 player kulaklığı ile ilgileniyordu. Son zamanlarda oldukça kötü giyindiğini düşünüyordum. Üzerine bulup buluşturduğu herhangi açık renkli bol bir t.şortün altına o aralar moda olan yine bol ince ve ayak bileklerine kadar uzanan şu pantolonlardan giymişti. "Seni gördüğüme sevindim" dedim. "Ben de" dedi.

    Aradan dört sene falan geçmişti. Çılgınlar gibi delirmiş bir halde birine bağırdığını hatırlıyorum. "Ben senin ablanım!!" Sesi büyük olasılıkla yanında oturan eşinin kulak zarında dört beş gün duyamayacak kadar şiddetli bir basınç yaratmış olmalıydı. İki koltuk ötedeki tartıştığı gencin aniden buz kesilip susmasıyla aralarındaki tartışma da sona ermişti o gün. Sonra birgün yine eşiyle herkesin duyabileceği yüksekliğe erişen tartışmaya tanık olduk. Son zamanlarda sık sık aralarında bu yaşanmaktaydı fakat fısıltıları aşmamaktaydı.

    O aralar Cihangir'de oturuyordum. Kapımın iğrenç zili bir gece saat 2'ye doğru tam çayımı yudumlarken perde yırtar gibi çığlıklar atmaya başlayınca o gün can vereceğimi düşünmüştüm. Kapıya gidene kadar boğazım yırtılırcasına öksürüyordum. Kilidi açtığımda karşımda onu gördüm. Öksürüğümün de aniden durmasına şaştım o kısacık anda. Çırılçıplaktı. Sokağın uzak köşe lambası omuzundan aşağıya beyaz bir aydınlık bırakmıştı tenine. Nefesini tutmuş gibi sağır bir sessizlik vardı ortalıkta. Kekeledim, şaşkınlığım hat safhadaydı. "ne oldu?" dedim. "Hiç..." dedi. Dudaklarından fısıltı gibi dökülmüştü kısacık o kelime.


Devamını sen getirmek istiyorsan bir şeyler yaz ...

0 comments:

Post a Comment